Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim

Fevzi GÜNENÇ” Yazdı..

 

 

Okuduğum yerli yazarların kitapları arasında en çok sevdiklerim Nazım Hikmet’in “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”, Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”, Sait Faik’in “Kayıp Aranıyor” adlı romanlarıdır.

Birkaç gün önce facebook’umda sizlerle paylaştığım “Ölüm üstüne” ana konulu yazıma gösterilen dost  tepkileri ne yalan söyleyeyim, beni sonsuz mutlu etti. Kendi kendime dedim ki:

“Bundan sonra artık yaşamımı yitirirsem beni yolcu etmeye dört kişi de gelse, bin kişi de gelse umurumda değil. Çünkü dostlarım bana yolladıkları iletileriyle son yolculuğuma el salladıklarını gösterdiler. “

Durun bakalım, daha yayınlanmamış yüze yakın dosyam, yayına hazır kitabım varken, bir o kadarının da konuları “Önce beni yaz ben yaz” diyerek ensemde boza pişirirken, nereye gidiyorum?

Bu son yolculuğa çıkma konusu yakama 1990’lı yıllarda yapışmıştı. Milliyet Grubunda çalışıyordum. Oradan emekliye ayrılmıştım.

“Emekliye ayrıl ama çalışmayı sürdür” önerisini düşünmek için bir gün izin istemiştim. O gün kendi kendime kalınca günlük gazeteleri gözden geçiriyordum. Gazetelerdeki bir haber dikkatimi çekmişti:

“Karacahmet’te yatacak yer kalmadı. Artık mezarlar karaborsada…”

Çok canımı sıkmıştı yurdum insanının fırsatçılığı. O yıllarda Ümraniye’de oturuyordum. Elbette ki yatacağım yer de Karacaahmet olacaktı. Ne var ki, kalemiyle geçinen bir yazarcığın karaborsadan mezar sanın alma olanağı yoktu.

Kendi kendime düşünmüştüm. “Ben burada karaborsa mezarda yatacağıma, gider doğduğum kentteki aile mezarlığımızda bedava yatarım.”

Böylece göçümü Gaziantep’e doğrultmuştum.

Doğduğum kente yeniden kavuştuğum yıl tarih 2000’i göstermekteydi. Ne güzeldi insanın doğduğu kente dönmesi. Zaten yerler, yöreler sadece deniziyle, havasıyla, yeşiliyle vb değil, dost insanlarıyla güzeldir” diye düşünmüşümdür hep.

Gaziantep’e ayak bastığımda o sevinci bin kat yaşadım. Zira nerdeyse her adım başında bir dost bana gülümseyerek selam veriyor ya da daha ileriye giderek boynuma sarılıp “Hoşgeliş”te bulunanlar oluyordu

Binevler’de edindiğim bir evde yaşamaya başladım. Aradan 18 yıl geçti. Azrail hasretleri birkaç kere şaka yaptıysa da, beni alıp götürmek istemedi. Demek ki ben kuruntu yapmıştım. İnsan, Adalet Ağaoğlu’nun bir otele kapağı atıp ölüme yatması gibi beklentiyle gelmiyordu ölüm.

Eh, o zaman oturup, eski yazılarımı düzene sokmak, yazmak isteyip de yazamadıklarımı bilgisayara aktarmak kalıyordu geriye. Ben de bunu yapmaya karar verdim.

Korkarım aradan bir 18 yıl daha geçecek ama aile mezarlığımızda yolumu gözleyen ışıkları bol olasıca anneciğimle babacığım beni daha çok bekleyecekler.

Pardon, bu arada yazımın başında sözünü ettiğim en sevdiğim 3 romanı dönerek yeniden okuma gereği duydum o umutsuzluk yazımdan sonra. İçlerinde en çok sevdiğim bir kez daha Nazım Hikmet’in “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” romanı oldu.

Kimi zaman karamsarlığa kapılıp ölümle iletişim kurmaya çalışanlara salık veririm. Her sayfası cıvıl cıvıl yaşam dolu olan bu romanları bulup buluşturarak okuyun. Sanırım böylece yaşama bir kez daha dört elle sarılacaksınız.

Ve Nazım gibi, benim gibi siz de:

“Yaşamak güzel şey be kardeşim!” diyeceksiniz.

***

Tepki gören ölüm üstüne düşüncelerim ana konulu yazımı da burada sizlerle paylaşma gereği duydum. İşte o yazı.

ŞİTE GELDİK, GİDİYORUZ; ŞEN OLASIN GAZİANTEP KENTİ!

Biliyorum son vapurun kalkmasına az kaldı. Bir Gün ansızın gidiveririm. Belki beni yolcu etmeye gelmek için öldüğümü gecikerek duyacağınız için, beni yolcu etmeye gelemeyeceksiniz olacaksınız. Nereden bulacak ki şimdi kız kardeşim Özgen, kızım Doğa, tabutumu cenaze arabasına kadar taşıyacak “dört er kişi”yi?

Bizi bırakıp gitmeden önce can kardeşim Ülkü Tamer’in “Fevzi Günenç’e sahip çıkın Gaziantepliler” dediğini anımsayacak mı acaba haber ajansları, medya? Hem kim haber verecek ki artık var olmadığımı onlara?

Peki kitaplarım ne olacak? Yazdıklarımın sayısı 100’ü bulan kitaplarım?..

Okumalığım sayısı binlere ulaşan kitaplarımı, Sarıt köyünde yaptırmaya söz verdiği EĞİTMEN FAİK GÜNENÇ KİTAPLIĞI’NA daha ne zaman götürecek İlhan Günenç dayım oğlu?

Keşke ölmeden önce annemle babamın mezarının yanına hazırlattırabilsem gömüleceğim yeri. Baş ucuma, üzerinde mermer bir yazıt kondursam. Bir kitap sayfası üzerine şöyle yazılmış olsa:

FEVZİ GÜNENÇ-1938-….

(Sözümona Yazar)

DOĞDUM,

YAŞADIM,

ÖLDÜM.

(ORTADAKİNE İNANMA).

Henüz bohçamı toparlayamadım. Bu yazdıklarım biraz erkene düşmüş olabilir. Olsun… Nasıl olsa o kara toprakla biz de buluşacağız bir gün. Kaç günlük ya da aylık ömrüm kaldıysa artık, dayan Fevzi Günenç, yaz yazabildiğin kadar. Yazdığın kâr kalacak sana. Avunacaksın onlarla, nice dünya nimetlerini tepme pahasına yazabildim diye.

 

366 Defa Okundu.

afis