Siyasette gerilime ‘Hayır’

Bekir ŞAHİN” Yazdı..

Türkiye bir yandan Ortadoğu’daki olumsuzlukların, yani ateş çemberinin içinde kendini bulurken, diğer yandan Avrupa ve benzeri ülkeler ile arasındaki siyasi ve diplomatik gerginlikler huzur bozuyor. Elbette bu gerilime “Hayır” demek gelir insanın içinden. Çünkü piyasalar zaten bir bedel ödüyor, daha fazlasını ne kadar kaldırabilir zaman içinde göreceğiz.

Tüm bu sıkıntılara rağmen iktidarı bir referandum sevdası tuttu tam hız gidiyoruz, nereye ne şekilde toslayacağımız sonuç ne olacak meçhul…

Ülkede bunca sorun varken buna ne gerek var mıydı? Zaten iktidar 16 yıldır neyi istemişte yapamamış, önünde bir engel mi var ki…

Düşünün bunca sıkıntılar varken komşu ülkeler ile kavgalı olmak, restleşmek bize bir şey kazandırabilir mi. Efelenmek ne getirir, ya da tehdit varı üslup…

Geçen yıl yaşanan Rusya krizinin etkisi halen piyasalarda olumsuz olarak etkisinin sürdürürken, ihracatçı ve turizmin bundan nasıl etkilendiği ortada. Mersin ve Akdeniz’deki üreticiler ve turizm çevreleri Rusya krizinden oldukça etkilendi. Çoğu otel satışa çıkartıldı, tarımsal üretim yapan çiftçilerin çoğu ya iflas etti, ya üretimden vaz geçti.

Sonra Almanya krizi, ardından Hollanda krizi sıradaki ülke birkaç güne kalmaz oda çıkar diye düşünmek insanı hiçte rahatlatmıyor.

Sıradan insan bile tüm bu olanlara anlam veremezken, ülkeyi yönetenlerin sokak ağzı ile gerilimi ne kadar tırmandırdıklarını ve ülkeyi taşıdıkları tehlike noktalarını hiç mi görmüyorlar. Teknolojinin zirve yaptığı bir dönemde insan hak ve özgürlüklerinin günümüz yaşam koşullarında olmazsa olmazı olduğu bir dönemde, sokak ağzı ile tehditlerle yönetim olabilir mi?  Varsa bir sorun bunlar diplomatik yollarla çözümlenemez mi?  Zaten pamuk ipliğine bağlı bir ekonomiye sahibiz. Ülkemizde, piyasalar en ufak bir sarsıntıda tepe taklak olurken, niçin daha dikkatli bir dil ve üslup ile yaklaşılmaz.

Şu gerilimlere bir bakın, sonunda AB Türkiye’ye yapılan yardımları durdurma yönünde görüşmeler yapmaya başladı. Niçin, Türkiye demokratik, laik hukuk devletinden giderek uzaklaşıldığı, yani AB kriterlerine uygun olmayan gelişmeler yaşandığı gerekçesiyle.

Turizmciler özellikle son 2 yıldır zaten belini doğrultamadı, yeni bir Hollanda krizi ile daha büyük sıkıntı yaşayacağa benziyoruz. Çünkü Hollanda’dan yılda 1 milyon yakın turist Türkiye’ye tatile geliyor. Şimdi ne olacak.

Düşünün birkaç gün önce Hollanda’da yaşanan gerginlikte bir Türk protestocu, polise tepki gösterirken yanındaki arkadaşı ‘sus polis seni gözaltına alır, tutuklarlar’ diye bağırıyor. Cevap olarak ise “Niye burası Türkiye mi” oluyor. Hadi ayıklayın Ayıklayın siz bu pirincin taşını o zaman. Türkiye’nin ne halde olduğunu gurbetçi farkında bile olmayarak açıkça ifade ediyor.

Olayın bir başka yönü ise AKP hükümeti 2008 yılında muhalefet partilerinin yurt dışında seçim propagandasını önlemek için bir kanun çıkarıyor. Defalarca çiğnense de o kanun şöyle;  298 Sayılı Kanunun 94/A maddesinde YURTDIŞINDA SEÇİM PROPAGANDASI YAPILAMAYACAĞI açıkça belirtilmiş. Bu kanunu çıkaran AKP’nin kendisi, o zaman bugün yapmak istedikleri nedir? Üstelik Hollandalı yetkililer kendilerinin bu hafta seçimi olacağından, referandum çalışmasının birkaç gün ertelenmesini istediği de gelen bilgiler arasında olmasına rağmen AKP ‘nin ısrarcı olması niye.

Türkiye’nin gerilime, tehdide, sivri dile, ötekileştirmeye, yalnızlaşmaya değil, daha bütünleştirici, birleştirici, bir dile ihtiyacı var.

REFERANDUM

Gördüğümüz kadarıyla tarafsızlık üzerine yemin eden Cumhurbaşkanı başta olmak üzere yapılan referandum çalışması hiçte adil yürümüyor. İktidar devletin tüm olanaklarını kullanarak çalışmasını sürdürürken, Hayır cepsi, kendi imkanlarıyla çalışma yürütüyor. İktidar partisi her yerde mitinglerini rahatlıkla sürdürürken, Hayırcıların böyle bir olanağı hiç yok. Olsa da saldırıya uğrarlar, uğruyorlar da zaten. Basın açıklaması, bildiri dağıtımı gibi faaliyetlere bile izin verilmiyor, ya da saldırı altındalar. Ama iktidar bu tür olaylara hem seyirci kalıyor hem de en ufak bir kınama bile yayınlamıyor. Ama biz kalkıp Avrupa’dan kınama veya özür bekleyebiliyoruz. Önce dönüp kendimize bir baksak, diyorum…

Bakın siz şu Hayır cephesine, tek adamlığa karşı çok farklı kesimlerden insanlar bir arada, Evet cephesinde ise AKP ve MHP gözüküyor. BBP de yeni katıldı.

Son gelişmelerle ilgili okurların sanal ortamda bazı paylaşımlarını sizler için alıntı yaptık yorumsuz olarakveriyoruz;

Av Deniz Kurtoğlu; “İktidarından muhalefetine, Avrupa’yı kınayan siyasi lidercikler, Eğer ki bu aşağılık oyunun figüranı değilseniz, onları kınayacağınıza bu ülkeyi bu hallere düşürene ses ediniz! “

Prof. Dr. Haluk Savaş; “Mahallede küfretmediğimiz komşu kaldı mı? Tehdit iyi bir iletişim şekli değildir…”

Belediye Mec. Üyesi Zeki Gürsel; “Sen kişisel menfaatin için, oy istemek için Almanya, Hollanda vs. ülkelerde miting yapmak iste, izin alamayınca kriz çıkar ülke zarar görsün. Sonra çık eyy Almanya, Hollanda diye ahkam kes. Adama sorarlar Kılıçdaroğlu hayır oyu istemek için o ülkelerde miting yapmak istese ve o ülkeler izin vermeyip kriz çıksaydı,

eyyy Kılıçdaroğlu sen dünya ile aramızı bozuyorsun orda yaşayan vatandaşlarımızı mağdur ediyorsun diyecektin. Çünkü bunu geçmişte yaptınız.”

Karaca Bozgeyik; “Hollanda ve Almanya ‘krizi’ ile ilgili çözüm önerimdir: ‘Biz’ oraya gidemiyorsak, vatandaşlarımızı buraya çağıralım. Demokrasimiz, ekonomimiz, mutluluğumuz çok şükür hepimize yeter.”

Mehmet Dokba, “Anayasa değişikliğinin kabulü, “Korku İmparatorluğunun tescili demektir.”Unutma.16 Nisan’da köprüden önceki son çıkış. Ya HAYIR ya ŞER tercihini yapacaksın.

 

 

 

 

 

 

241 Defa Okundu.