Öfke toplumu

Arif NACAROĞLU” Yazdı..

 

 

Doğru mu yanlış mı tam bilmiyorum. Bir ara çok konuşulmuştu dünyada beyzbolun milli spor olduğu ABD’den sonra topunu dahi görmediğimiz beyzbol sopası satışında ikinci ülke olduğumuz. Büyük Alman marketlerinin hemen girişinde indirim sepetlerinde görmüştüm kapış kapış satılan beyzbol sopalarını.

 

“Abi” diyordu kulağı kesik mahalleli sırıtarak, “TÜV muayenesinde mecbur tutuyorlar. Sağlık çantası olmazsa hafif, beyzbol sopası olmazsa ağır kusur sayıyorlar.”

 

Şimdi meyvelerini topluyoruz. Öfke ve şiddet yaşamımızın tam merkezinde. Gücü, gücü yetene. Daha doğrusu gücü yeten öfkeleniyor, gücü yetmeyen alttan alıp, yalakalaşıyor.

 

Son olaylardan biri 82 yaşında adamın öldürülmesi. Bu yaşta adamı ters kelepçeleyip, yüzüne de biber gazı sıkarsan bu olsa olsa cinayet olur. Doktora ne demeli? Dedesi yaşında adam. Al karşına bir koltuğa oturt. Çay ısmarla. Derdini dinle. Sorununu çözemiyorsan da çözecek birilerine yönlendir. Ama beni en çok etkileyen o yaştaki adamı hırpalayan polislere yalakalık olsun diye yardımcı olan vatandaşlar(?).

 

Geçen gün ufak bir kaza geçiren bir yakınım nedeniyle bir üniversitenin acil servisine gittim. beşinci, altıncı sınıf öğrencileri (intörn) ortalıkta dolaşıyor. Birini çevirip, “Bizim hastanın sadece kolunda çizik var. Önemli bir şey yoksa gereğini yap, biz gidelim” deyince genç doktor adayı “Benimle sen diye konuşamazsın” diye parladı. “Bak kardeşim. Ben 40 yıllık hocayım. Hem senin üç katın yaşındayım. Ben öğrencilerimle sen diye konuşurum” deyince daha da öfkelendi. “Kamu hizmeti yapıyoruz diye her dediğinizi yapacak mıyız” diye çıkışınca “Ben bu üniversitenin ve senin hocalarının da hocasıyım” dedim. Baktım sesi üç perde indi. “Neden daha önce söylemediniz hocam” filan demeye başladı. “Bak oğlum” dedim, “Sen doktor olacaksın. Bu mesleği egolarını tatmin etmek için değil, toplumun en cahil, en öfkeli ya da en eğitimli kesimini ikna etmek, tedavi etmek için yapacaksın.”  Sustu. Başını öne eğdi. Keşke direnmeye, bağırmaya devam etseydi, korkmasaydı diye düşündüm içimden.

 

Ama korktu işte. Hangimiz korkmuyoruz ki güç karşısında. Tam önümüzde yürüyen üç genç içtikleri suyun naylon şişesini yere fırlatıveriyor. Durup “Atmayın” demeye cesaretimiz var mı? Benim yok. “Omuz attı, dövdüm” cümlesinin uygar ülke lisanlarında çevirisi yok. İnsanlar birbirine girmeye hazır. En çok da kalabalık ve güçlünün safında yer alarak.

 

Ne demişti hocası Aristo, İran’ı ele geçirip, tepelerindeki baskı ve sömürüyü düşünmeden sadece birbirleriyle kavga eden İran aşiretleri nedeniyle istila ettiği toprakları yönetmekte zorlanan Büyük İskender’e: “Bırak kavga etsinler. Sen taraf olma, hakem ol. O zaman kolay yönetirsin.”

 

2.789 Defa Okundu.