Neden Olmasın?

Akın BİRDAL” Yazdı..

a2

Sonunda, İç Güvenlik Paketi yasalaşıp, resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Paketin neler getirip, götüreceği belliydi. Daha doğrusu neler getireceği belliydi ama neler götüreceği görülecektir. Zaten, paket yasalaşmadan devletin valileri, polisleri paketin gereğini yerine getirmeye başlamışlardı.

Elektrik kesintisi ve Türkiye’nin karanlığa sürüklenişi de, belki geleceğin habercisiydi!

Mega kent İstanbul’da 10 saat elektrik kesintisiyle yaşamın felç olması bir yana, nedeninin de bilinmediğinin açıklanması da tam bir skandaldı.

Evet, Paket yürürlüğe girdi. Aynı anda; bir üniversitede Ermeni Soykırımının 100. Yıl yüzleşme toplantısı engellendi; Yalova Valisi bir eğitim emekçisini rencide etti, öğretmenin bu aşağılamaya yüreği katlanamadı, durdu.

Halkın, evlatlarının cenazelerinin kaldırılması önünde birçok zorluk çıkarıldı ve Roboski’de –yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle sekiz katırın ardından dün bir katır daha kurşunlandı.

Her fırsatta iktidarda ve sarayda oluşlarının yasallığını sandığa bağlarken, başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere rektörlüğe seçilenlerin ve seçenlerin meşruiyetine ve iradesine saygı duyulmadı.

Ve Çağlayan Adliyesi’nde rehin alınma olayında savcı dahil üç kişi öldürüldü. Bu kaçınılmaz mıydı? Yaşam hakkı korunamaz mıydı? Ya da olayın nasıl olduğu ve bedenlerden çıkan kurşunların kime ait olduğu öğrenilemez miydi? Meclis kapanmadan bir araştırma komisyonu oluşturup gerçeğin açığa çıkarılması sağlanabilirdi. Hangi gerçeği açığa çıkardılar ki, denilebilir. Doğru. Ama hiç değilse bunda yapılabilirdi.

Çünkü fatura savunmaya ve basına çıkarıldı ve ağır oldu. Yine yayın yasağı konularak, toplumun bilgi edinme ve haber alma hakkı engellendi. Bununla kalınmadı, muhalif gazeteler için soruşturma başlatıldı. İnsan haklarının olmazsa olmazlarından, savunma hakkı büyük yara aldı.

Olayın başlangıcında eksik ve yanlış bilgilerle, en üst düzeyde polis kutlanarak olayın içyüzü gizlenmeye ve yasalaşan paket ile cesaretlendirilmeye kalkışıldı.

Daha işin başında, hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde hukukun güvencesi ve yargının eli boşa çıkarıldı.

Devlet, taraf olduğu evrensel hukuk normları yerine kendi hukukunu ve hukukçusunu yaratmaya kalkıştı.

“Avukatlar Günü”, devlet ve polis saldırısı altında kutlandı!

Devlet-iktidar, bunlarla kalmamış, İç Güvenlik Yasası ile dışarıda tırmandırılan faşist saldırılarını “Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısı” adı altında cezaevlerindeki tutsaklar üzerinde planlamaktadır.

Cezaevleri, yapısal ve uygulamalar nedeniyle zaten cehenneme dönüştürülmüştür. İktidara geldiklerinde 57 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısının 164 bin 461’e ulaştığı ve son 15 yılda sayısının yüzde 234 oranında arttığı açıklanmıştır.

Yapılmakta ve yapılacak olan cezaevleriyle niyetlerini açığa çıkarmışlardır.

Muhaliflere, yaşam hakkı ve özgürlük tanımayan, otoriter, despotik bir rejim ile karşı karşıyayız.

Bir ülkede, adalet ve vicdan siyasi iktidarın hırsı ve oyunlarıyla örtülmüş ise orada her şey olabilir, olması beklenebilir.

Baharın müjdecisi ve insanı heyecanlandırıcı ne varsa söz edebilmek varken, ölümlerden, işkencelerden, cezaevlerinden ve yasaklardan söz ediyor olmamız bu coğrafya insanlarına reva görülen yargıdır.

Şimdi, bu yargıyı değiştirmek hepimizin elinde.

Bakın, İran halkı P5 +1 ülkeleri arasında varılan uzlaşma sonucunu iki gündür alanlarda sevinçle kutluyor.

Türkiye halkları da, yeni yaşamı ve barışı 8 Haziran’da başlatabilirler ve bunun için alanlarda sevinçle buluşabilirler.

Neden olmasın?

 

 

 

 

294 Defa Okundu.