Mozart ve grev

Arif NACAROĞLU” Yazdı..

Hikaye midir, gerçek midir bilmiyorum ama olay Sivas’ta geçer. Dönemin valisi “Şu Sivaslılar klasik müzik dinlesin” diye senfoni orkestrasını Sivas’a çağırtır. Konsere, meraklı davetliler icabet eder. Konser çıkışında gazetecilerden biri izleyicilerden birine sorar,

– Konser nasıldı?

Cevap tarihe geçer

– Sivas, Sivas olalı böyle eziyet görmedi.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, Rutkay Aziz’in  “Mozart dinleseydi” diye başlayan önerisine “Bu ülkenin meşrebi ve duruşu belli olan Cumhurbaşkanını Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır.” çıkışı bana bu hikayeyi hatırlattı. Cumhurbaşkanımızın müzik zevki ve tercihi ile ilgili tek tahmin ettiğim şey sonuç odaklı seçim müziklerini sevmesi ve sadece “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısını eh işte biraz detone de olsa koro içerisinde biraz söylüyor olması.

Bence de bir insana zorla sevmediği bir müziği dinletmek faşistliktir ve 12 Eylül sonrası cezaevlerimiz bu öykülerle doludur ve benzer olaylar halen kulağımıza gelmektedir. Ama bir insanın sevdiği müzik de onun karakteri ile ilgili ipuçları verir. Aslında şu anda ülkemizde gündeme gelen en saçma ve hedef saptırıcı tartışmadır bu. Birinin birine “Mozart dinlemeyi”, bir diğerinin diğerine “Hasan Mutlucan’dan serhat türküleri” tavsiye etmesinin faşistlikle ilgisi yoktur. Bireysel faşistlik (Sadistlik de denebilir), Rutkay Aziz’in Cumhurbaşkanımızı zorla bir odaya kapatıp en yüksek sesle Mozart dinletmesiyle ve ardından söyletmesiyle(?) başlar.

Gündeme “Mal bulmuş mağribi” (Bu söz de kuzey Afrika halklarını aşağılayan ırkçı bir sözdür) gibi atlayan iktidar sahipleri, onların televizyon yorumcusu bayatlamış yüzleri artık birkaç hafta bu işi konuşur, kavgayı kızıştırıp reyting arttırma heyecanındaki sunucular burun deliklerini aça aça keyifle ellerini ovuşturur, iktidarın küçük tarafı beyin damarlarını zorlaya zorlaya Mozartçılara haddini bildirir.

Gerçek sorunlar birkaç hafta daha insanlardan gizlenir. Sonra yeni bir avantür, yeni bir gargara. Seçim biter. Balkona çıkılır. Bir sonraki seçim ortamına kadar kucaklayıcı bir birlik beraberlik konuşması yapılır. Ama herkes aslında şu soruların cevabını beklemektedir.

– Ey iktidar sahipleri. Bırakın zorla geçindiği asgari ücretinden gelir vergisi alınmasını, maaşını bile alamadığı için hak arama mücadelesinde silahsız, sopasız kendini Meclis parmaklıklarına zincirleyen, Karacaoğlan, Pir Sultan, Aşık Mahzuni dinleyen işçiyi, “Sarı yelekli bölücü, hain” ilan edip Meclis kürsülerinden tehdit ediyorsunuz da, milyonlarca lirası bankada yatan, bırakın parasının kökünü, yurt dışına kaçar korkusuyla faizinden (faiz haramdır) bile vergi alamadığınız Boğaz’daki teknesinde içkisini yudumlayıp Berlin Filarmoni(?) dinleyen kodamandan tek kelime neden bahsetmiyorsunuz? Siz neden grevi yasaklıyorsunuz da dinimizde alenen haram olan faizi yasaklamıyorsunuz?

Siz kimden yanasınız?

Bırakın Mozart’ı, Karacaoğlan’ı? Emekçi işçiden mi, faizci kodamandan mı?

 

384 Defa Okundu.
[pro_ad_display_adzone id=172609]