Kim Muhafazakâr, Kim Değil?

Ercan KÜÇÜKOSMANOĞLU” Yazdı..

Yine önümüzde bir seçim var.  Açık oturumlarda çok sık kullanılan bir terim var;muhafazakarlık.. . Muhafazakârlık, Türkçe olarak tutuculuk olarak da söyleniyor. Ama tam da anlamına karşılamıyor. Muhafazakârlık kavramının bir de karşıtı olması gerek. Çünkü kavramlar karşıtlarıyla beraber olurlar, siyah-beyaz, bulanık-duru, şişman-zayıf gibi. Muhafazakârlığın karşısına, hangi kavramı koysak, tam bir karşıtlık olmuyor. İlericilik, özgürlükçülük, çağdaşlık gibi kavramlar tam bir karşıtlık sağlayamıyor. Bu nedenle genellikle ülkeyi yöneten iktidarlar bu kavrama sahip çıkıp, biz muhafazakârız diye tuttururular. Ülkemizde de 1945’lerden beri aynı durumu yaşıyoruz.  Televizyonlardaki açık oturumlarda da bu konu çok konuşulur. Kamuoyu araştırma şirketleri de bu kavramı çok kullanırlar.  Bu konuşmalardan anlaşılan ülkemiz muhafazakâr bir toplum, gitgide muhafazakârlaşıyor. Bu nenenle iktidarları değiştirmek çok zor derler. Olaylar ve olgular, zaman ve mekândan bağımsız tartışılır durur. Bu konuşmaların amacı, topluma siz iktidarı değiştirmekle ve siyasetle uğraşmayın algısı yaratmaktır.  Vatandaşlarımıza kendi sınıfsal konumlarını unutturmaktır amaçlanan.  Zaten şöyle bir baktığımızda halkın büyük bir çoğunluğunu oluşturan emekçiler, yerine işveren ve işveren sınıfının sözcüleridir siyasetle uğraşan. Emekçilere de kendi dertlerini unutturulur, kendilerini ezen partilere gidip oy verirler, onların mitinglerine giderler.

Muhafazakârlık kavramı işte burada çok işlerine yarar işveren sınıfının.  Muhafazakârlık eskiyi korumak ise eğer, insanlık yüz binlerce yıl ilkel komünal toplum düzeninde kardeşçe, büyük bir aile yaşamıştır. İnsanlığın özlemi yine o eski güzel günlere dönmektir. Eskiyi korumak ise muhafazakârlık, tarihi eserlere, sit alanlarına, yeşile, denize, dağlara, ormana, meralara, zeytine,  çevreye sahip çıkmak gerekir.  Hiç birisi kendine muhafazakârım diyen iktidar döneminde olmuyor.

Vatandaşlar olarak, kendi sınıfsal konumumuzu bilmeli ona göre davranmak zorundayız. İşgücümüz karşılığında, elimize ne geçiyor? İş gücümüzü özgürce pazarlayabiliyor muyuz? İşyerinde birlikte üretim yapığımız arkadaşlarla birlikte, bir araya gelip sendikal bir örgütlenme yapabiliyor muyuz? O işyerinde üretim yapanlar, işverenle özgür bir şekilde toplu pazarlık yapabiliyor mu? Grev hakkını özgürce kullanabiliyor mu? Daha da ötesinde emekçi sınıflar kendilerini siyasi olarak ifade edebiliyorlar mı? Gerçek İşçi Sınıfı Partisinde örgütlenebiliyorlar mı? Bunların hiçbirisi olmadan, soyut bir muhafazakârlık kavramı kullanılarak vatandaşın tezgâha getirilmesine bir son vermek gerek. Bu da ancak bilinçlenmekle, halkın kendi çıkarları için örgütlenmesiyle sağlanır.

ercankosmanoglu@hotmail.com

 

461 Defa Okundu.