KAN PORTAKALLARI

Fevzi GÜNENÇ” Yazdı..

Sabah işe giderken küçümen kızının yanağından her zamanki gibi bir sevgi öpücüğü aldı baba.

Duraksıyordu küçük kız. Bir diyeceği var gibiydi.

“Söyle bebeğim…” dedi baba.

“Bir şey isteyeceğim ama utanıyorum.”

”Utanma yavrum, Babadan utanılır mı hiç?”

“Portakal…”

“Eee?.. Ne olmuş portakala?”

“Bana portakal alır mısın baba?”

“Kızımın da istediği şeye bak. Annen manavımızdan istediğin kadar portakal alsın sana.” Anneye döndü.“Kızımıza portakal al annesi,” dedi. “Hesabımıza yazdırıver, parası neyse.”

“Olur der gibi başını salladı anne.

“Olmaz…” der gibi omuzlarını kaldırdı küçümen kız.

“Ben bizim manavdaki portakallardan istemiyorum ki.”

“Ya nasıl portakal istiyormuşsun bakalım tatlı şey?”

“Komşumuzun kızı kan portakalları yiyordu dün. ‘Azıcık da bana verir mi acaba?’ diye gözlerinin içine baktım. Oralı olmadı. Canım da öyle bir çekti ki o kan portakallarını. Bana işten dönerken pazardan kan portakalları alır mısın baba?”

Baba bir an cebindeki paranın ne kadar olduğunu aklından geçirdi.

Yüzü güldü.

Bir kilo portakal almaya yetecek kadar parası vardı.

“Olur,” dedi. “Alırım. Senin istediğin kan portakalı olsun.”

“Babayı rahat bırak artık,” dedi annesi küçümen kıza. “Yoksa banliyoyu kaçıracak.”

“Kaçırmam,” dedi baba. Koşa koşa gider, yetişirim.”

Küçükmen kız yanağını uzattı.

“Bu da kan portakallarım için,” dedi.

Baba önce saçlarını okşadı küçümen kızının. Sonra yanağına bir öpücük daha kondurdu.

Küçümen kız teşekkür için sarılıp ellerini öpmek isterdi babanın. Ama bunu portakal gelince yapmayı daha uygun gördü.

Elini salladı onun yerine babasına.

“Güle güle babacık,” dedi.

Kendi sol avucuna bir öpücük kondurdu baba. Avucundaki öpücüğü küçümene üfledi.

Gülümsedi küçümen kız. Gülümsedi annesi.

“Sen de mi istiyorsun?” diye sevecenlikle dolu bakarak sordu anneye babacık.

Mahcup mahcup başını öne eğdi annecik.

Ona da avucuyla bir sevgi öpücüğü üledi baba.

Sonra da aceleyle çıktı evden. Banliyoya yetişebilmesi için koşması gerekiyordu biraz. Koşmaya başladı o da. İlk kez yaptığı şey değildi bu nasıl olsa.

***

O gün işten yarım saat kadar önce çıktı babacık. Pazara uğrayacak kızına kan portakalları alacaktı.

Yevmiyesinden yarım saatlik kesinti yapılırdı. Buna aldırmadı. Kızı için nice yarım saatler feda olsundu.

Pazarda, kan portakalları buluncaya dek dolaştı. Gecikti biraz ama sonunda buldu aradığını. İçinde kan portakalları olan poşeti sevinçle sallayarak istasyona doğru koşmaya başladı.

Treni öteden gördü babacık. Banliyoya yetişti ama Soluk soluğa kalmıştı. Kendini trenin kapısından yukarıya alırken bir aksilik oluştu.

Poşet yırtıldı, İçindeki kan portakalları raylara doğru saçıldı.

Artık inmesine, portakalların ezilmeyenlerini olsun toplamaya zaman yoktu. Zira tren hareket etmişti bile. Bundan sonraki durak yürüyerek sarım saat uzaklıktaydı.

“Olsun,” dedi. “Yürürüm,” dedi. “Kızıma bugün kanlı portakallardan götürmeliyim mutlak.”

Dediğini yaptı da. İkinci durağa varır varmaz kendini aşağıya bıraktı. İlk istasyona doğru koşmaya başladı.

Menziline vardığında yüreği duracak gibi olmuştu. Körük gibi inip kalkıyordu göğsü. Nefes almakta iyice zorlandı.  Dert etmedi bunları. Rayların arasında düşürdüğü poşeti, yırtılan poşetten yere ağan kanlı portakalları aradı babacık.

Aradığını buldu da. Ne var ki portakalların hiç birisinin de ele alınır yanı kalmamıştı. İyice ezilmiş, kanları kabuklarından taşmıştı portakalların.

Ağlamaklı oldu baba.

Ne yazık ki eve eli boş döndü.

***

Evdekiler babacığın gecikmesinden kaygılanmışlardı. Onun kapıyı açıp sağ salim içeriye girdiğini görünce rahatladılar.

Küçümen kızın gözleri babanın ellerindeydi. Babacığın eli boştu. Poşet yoktu. Poşette kanlı portakallar yoktu.

Gülümsemeye çalıştı babacık. Pembe yalanlı bir mazeret uydurdu.

“Avans istedim ama vermedi adi patron,” dedi. “Artık aybaşına kadar bekleyecek benim küçümen kızım kan portakallarını,” dedi.

Aslında yalan da değildi. Bir gün önce avans istemişti. ‘Avans alalı daha kaç gün oldu adam!’ olmuştu aldığı yanıt.

Boynuna sarılıp onu öptü küçümen kız babasının.

“Dert etme babacık” dedi. “Kan portakalları da neymiş. Hiç canım çekmemişti zaten onları. İş olsun, diye istemiştim ben senden. Hem annem bana manavımızdan sarı portakallar alır. Aldığı portakalları anneannemin getirdiği vişne reçeliyle kırmızıya boyar. Al işte, oldu mu sana kan portakalları.”

Babacık “Elimi yüzümü yıkayayım,” diye banyoya geçti. Kapıyı arkadan iyice kapattı. Sonra da kendini daha fazla tutamayıp ağlamaya başladı.

***

O ağlarken Mecliste asgari ücretin yüzde on oranında artırılması önerisi görüşülüyordu.

“Ekonomimiz batar. Bir kuruş bile artıramayız asgari ücretleri” diye konuşuyordu kürsüde Maliye bakanı.

Sıra milletvekili maaşının katlanmasına dair yasa önerisine gelmişti. Öneri çoğunluk oylarıyla itirazsız kabulleniliyor, küçümen kızın bir kilo kanlı portakal alamayan işçi babası, banyoda ağlamayı sürdürüyordu.  (Türk Dili Dergisi 1983)

 

 

643 Defa Okundu.