Gaziantep’te ağalık düzeni…

Ercan KÜÇÜKOSMANOĞLU” Yazdı..

Toprak meselesi, ülkemizde yüzyılları aşan bir sorundur. Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyetin ilanı sonrasında Toprak reformu, çok sık gündeme gelmiş ama hayata geçirilememiştir. Cumhuriyet içeride saltanat dediğimiz derebeyi düzenine ve dışarıda emperyalizme karşı savaş ile kurulan bir düzendir(1).  Fakat emperyalizmi yurdundan kovan bu halk kendi köyünde, kasabasında ağalardan, tefeci-bezirgân düzenden kurtulmayı başaramaz.  Cumhuriyeti kuran güçler bu toprak devrimini gerçekleştiremezler, ama kısmi bazı gelişmeler olur. Örneğin miri arazilerin bir kısmı, kanun ile yeni kurulan Köy Enstitülerine verilir. Ağalar bu yüzden de düşman olur Köy Enstitülerine.

Gelelim toprak meselesinin başına. Ülkemizde Osmanlı’da toprak, miri toprak düzeni denilen bir düzende işlenir idi. Toprak Beytülmalin Allahın sayılırdı. Kamu mülkü idi. Tımar denen parçalara ayrılan toprakları, tımarlı sipahiler işlerdi. Savaş zamanında bu tımarlı sipahiler savaşa giderlerdi. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar bu şekilde devam eden bu düzen Kanuni döneminde kesim düzenine çevrildi. Topraklar mültezim’e kiralanmış oldu. Toprak yine kamu mülkü idi. Hikmet Kıvılcımlı Osmanlı Tahininin maddesi kitabında bu konuları tüm açıklığıyla ortaya koyar(2). Ülkemizde özel kişilere ilk tapu 1864 yılında verilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında toprakların sahipliği üzerinde pek çok sorunlar ortaya çıkar.  Çukurova’da geçen toprak sorunları Orhan Kemal’in romanlarında okumuşuzdur. Hanımın Çiftliği, Bereketli Topraklar üzerinde adlı romanlar özellikle bu konuyu işler. Bu romanlar çok gerçeğe yakındır. Toprağı yıllardan beri işleyen köylüler yerine topraklar, ağalara teslim edilir.  Kendi memleketim olan Osmaniye Düziçi’nde de aynı durum yaşanmıştır. Geniş toprakların Köy Enstitüsüne verilmesi de ağaları kızdırır.  Köy Enstitülerini istemezler. Aslında bir toprak ağası olan Adnan Menderes CHP’den ayrılıp Demokrat partiyi kurduğunda, en meşhur sloganı “yeter söz milletin” dir. Milletin yani halkın demektedir, Menderes. Fakat iktidara geldiğinde işçilere toplu sözleşmeli sendika hakkı dahil hiçbir sözünü tutmaz. Üstüne üstlük iktidara geldiği ikinci dönemin başında 1954’te milletvekillerine hitaben “Siz isterseniz, hilafeti bile geri getirebilirsiniz” der.

Hamdoş Dayı (Hamdi Doğan) “Türkiye İşçi Partisine Âşık Oldum” adlı anı kitabını 2009’da yayınlamış(3). Kitap özellikle Gaziantep’te yaşanılan ağalık düzenini çok güzel anlatıyor. O yıllarda aydınlarımız köyü, köylülüğü ve ağalık düzenini de tam bilmiyor. Gaziantep’in Çapalı köyünden Azap Alinin oğlu Hamdoş, diye radyoda yaptığı konuşma ile çok ünleniyor Hamdoş dayı. Kitapta o yılları anlatan pek çok ayrıntı var. Ağalar 1960’lı yıllarda bile köylere okul yapılmasına karşı çıkıyorlar.  Hamdoş dayının babası Azap Ali’nin dramatik bir öyküsü var.  Yemen’de, Gazze’de savaşan, Gaziantep Savunmasına katılan Azap Ali, memleketin özgürlüğü için onca savaşa katıldıktan sonra bile kendi öz yaşamında özgür olamıyor. Bu bizlerin ağalık düzeninden çıkaracağımız en önemli ders.

Günümüzde ülkemizde ve ilimizde sosyal yaşam ağalık, derebeylik ilişkileri bir şekilde devam ediyor. Toprak meselesi sürüyor.  150 yıl önce bütün toprakların kamu mülkü olduğu ülkemizde, topraklar hızla ağaların eline geçmiş. Bu ağalar zamanla gayrimenkul zengini olmuş. Toprak, toprağı işleyenin eline geçememiş. Bu yüzden de son 30 yılda tarımda destekleme politikaları terk edilince köyler hızla boşalmış. Şu anda yaşadığımız ekonomik ve sosyal geriliğin temel nedenlerinden biri de bu ağalık, şeyhlik, tefeci-bezirgân düzeninden kurtulamayışımızdır.

Azap: 1. Anadolu’nun birçok bölgesinde çiftlik uşağı (TDK sözlük)

  • Hikmet Kıvılcımlı, Cumhuriyet Bayramı Nedir? Türk Solu 1968
  • Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı Tarihinin Madddesi (3. Cilt) Derleniş Yayınları 2017
  • Hamdi Doğan “Türkiye İşçi Partisine Aşık Oldum” İletişim Yayınları 2009

 

742 Defa Okundu.