Feray’ım Sevgili Kızım – 3

Aysel ŞAHİN” Yazdı..

Can yoldaşım, arkadaşım, sırdaşım, canım, biricik kızım, bir tanem, sana ne yazsam az, çünkü sen benim her şeyimdin. Ama seni bizden bir kahpe, kalleşçe ayırdı…

Düşünüyorum da kızım biz senle yalnızca bir anne kız değildik, arkadaştık, yoldaştık, hatta sırdaştık . Görenler bize gıpta ile bakardı. Kimse inanmazdı anne-kız olduğumuza. Ne kadar sevinirdim böyle bir kızım olduğu için kendimi o kadar şanslı hissederdim ki, sana belli etmezdim.

Güzel kızım sen aramızdan ayrılıp kara toprağa gittiğinden beri ben, bende değilim. Sol yanım hep eksik be gülüm, hep eksikte kalacak…

Sorarım kızım, ben şimdi kime derdimi anlatacağım, kimle analı-kızlı konuşacağım. Düşün daha şimdiden yokluğun bizi yani ailemizi o kadar yıktı ki, şu satırları bile yutkuna, yutkuna yazabiliyorum kızım. Yaşadığımız şu acının tarifi hiç yok kızım. Ve her geçen gün yokluğunu daha çok hissetmeye başlıyorum, hatta başladım bile.

Düşünebilir musun, öldüğüne hala inanmıyorum…

Ve kendim öyle boşluktayım ki, kimseye derdimi anlatamıyorum. Anlatsam da beni ne kadar anlayabilirler ki güzel kızım.

Ama beni bir tek sen anlardın. İyilik meleğim, prensim, hoş görülü yüreği güzel insan sevgisiyle dolu canım kızım.

Hani şimdi nerdesin, yoksun yanımda.

Dostlar, hele hele genç yaşta hem de 22 yaşında üniversite son sınıf öğrencisi bir kızı, bir evladı kaybetmek o kadar zormuş ki, bu acıyı ancak yaşayan bilir..

İşte bu en zor, en büyük acı bizim başımıza geldi.

ALLAH kimsenin başına vermesin demekten başka elimden gelen hiç bir şey yok.

Ferayım, güzel kızım biliyor musun, sen gittiğinden beri ben hiç kimseyle konuşamıyorum konuştuğum zamanda göz yaşlarım izin verirse hep seni anlatıyorum.

Kızım, canım, ciğerim meğer ne çok şeyler yaparmışız seninle. Hele o tatlı tatlı didişmelerimizi, küsmelerimizi hatırlarımsın. Semaya uçmadan bir hafta önce bir keresinde küsmüştük, baban bizi barıştırmaya çalışmıştı ve 10 dakika sonrada hiç bir şey olmamış gibi alış verişe çıkmıştık. Yoldan geçerken ben senin elini tutmuştum, her zamanki gibi ve ne gülmüştük halimize. Sen de bana; ‘anne artık ben 22 yaşıma geldim farkında mısın sen hala yolu geçerken elimi tutuyorsun’ demiştin, ‘bende sana kaç yaşına gelirsen gel ne olursa olsun ben senin elini hiç bırakmayacağım, sen benim büyümeyen bebeğimsin’ demiştim.

Senden çok özür diliyorum kızım, semaya uçarken ben sana söz verdiğim gibi elini tutamadım, yanında olamadığım için tekrar seneden özür diliyorum.

Beni afet kızım. Her ne kadar sen beni afetsen de, ben kedimi ömür boyu affetmeyeceğim ve bu vicdan azabı beni ömür boyu yiyip bitirecek.

Ben sana soruyorum kuzum ben şimdi o yolları geçerken, kimin elini tutacağım? Kimnen vitrinlere bakacağım. Hani her seferinde çarşıda vitrine bakarken, ben sana hep gelinlik gösterirdim, o sırada bile tatlı tatlı didişirdik. Sen bana derdinki ‘ben bu gelinlikleri giymem benim gelinliğim çok farklı olacak’ evet dediğin gibide oldu kuzum, çok farklı oldu, içine mi doğmuştu ki hep öyle söylüyordun.

Aaaahhhh kızım yokluğunla yaktın bizi…

Feray’ım, kuzum, biliyor musun ben şimdi o baktığımız vitrinlere yani gelinliklere hiç bakmıyorum. Çünkü baktıkça hep seni ve konuşmalarımızı hatırlatıyor ve sözlerinde kulaklarımda çınlıyor.

Allahım bu nasıl bir acı ben bu acıya nasıl dayanacağım…

Hani bana söz vermiştin kuzum okulu bitirince çok ünlü bir Mimar olacaktın, ismini herkes duyacaktı.  Böylemi duyuracaktın be kuzum.

Hani konuştuğunda o kadar çok hayallerin vardı ki saya saya bitiremezdin. Ama şimdi o hayallerini hiç birini gerçekleştiremeden gittin be gülüm, şimdi o hayallerini kim gerçekleştirecek.

Kuzum madem bu kadar acelen vardı, niye o kadar hayal kuruyordun. Bu kadar mı çabuk pes ettin inatçı kızım. Hani sen mücadeleci bir kızdın, yardım sever bir insandın, bayramda bile geldiğinde her zamanki gibi köy çocukları için kitap kırtasiye malzemesi ve giyisi toplamış onları yetiştirmek için ne kadar çabalamıştın, onlar için hep bir şeyler yapmaya çalışırdın bunları yaparken de çok mutlu olurdun. Şimdi o çocukları da sensiz bıraktın, be kuzum.

Feray’ım seni hayata küstüren ne oldu ki böyle çabuk teslim oldun. Yoksa sen böyle çabuk pes etmezdin.

Gülüm bizim için değilse bile hiç olmazsa o çocuklar için pes etmeyecektin. Şimdi onlar için kim kitap toplayacak, kim onlara yarımdım edecek, bu yardımlar için kim önayak olacak onları da sensiz bıraktın.

Sen bizi 22 yaşına kadar hiç üzmedin, yormadın başımızı önümüze eğecek hiçbir hata yapmadın, örnek bir insandın yüce Allah’ta seni yormasın.

Biliyor musun kuzum, ben 19 Eylülde zamanı durdurdum. Takvimlerde 19’u işaretlemiyorum. Seni bu hayatının baharından koparan insanlıktan nasibini almamış kahpeleri, kalleşleri yüreği yanmış bir anne olarak, önce Allaha, sonra da Türkiye Cumhuriyeti Adaletine havale ettim.

Seni unutmayacağım bunu bir sen, bir ben, birde yüce Allah biliyor.

Nur içinde yat, toprağın bol olsun, Feray’ım biricik kızım…

 

1.323 Defa Okundu.