Domates, Biber, Patlıcan…

Ercan KÜÇÜKOSMANOĞLU” Yazdı..

Barış Manço’nun  parçası bugünlerde daha çok dilimizde. Çünkü bu sebzlerin fiyatları son günlerin en çok konuşulan konularından biri. İlkokul, Ortaokul ve Lise’de illerimize göre, hangi ilde hangi ürünler üretilir bunu öğrenirdik. Konya tahıl ambarıydı. Adana’da pamuk , Trakya’da ayçiçeği, pirinç, Rize’de çay, Giresun’da fındık, Samsun’da tütün, Afyon’da haşhaş, Kars’ta et, Balıkesir’de zeytinyağı, Malatya’da kaysı  üretilir diye öğrenmiştik.  Bahçe bitkileri dediğimiz domates , biber , patlıcan çok soğuk bir iklimi olan Doğa Anadolu dışında ülkemizin her yerinde , özellikle kıyı bölgelerde yetiştirilir diye öğrendik. Güney bölgelerimizde seracılığın yaygınlaşmasıyla birlikte bu sebzeleri, kışın da yer hale gelmiş idik. Bu kış enflasyonun etkisi, ulaşıma gelen zamlar, girdi maliyetlerinin artmasının da etkisiyle bugüne kadar görülmemmiş derecede pahalılık görmeye başladık. Patlıcan 20, domates 15, yeşil biber 18 , yeşil soğan 20 tl’yi buldu.  Markette pahalı, pazarda ucuz denmesinde rağmen iki yerde de biri birine benzer fiyatlar var. Eskiden olduğu gibi kışın, yaz sebzelerinin yenmesine gerek yok diyenler var. Ama yalnız, domates biber  patlıcan değil, kuru soğan fiyatları da aldı başını gitti. “Yiğit muhtaç olmuş, kuru soğana” türküsünde en ucuz sebze olarak görülen kuru soğan fiyatı da 8-9 tl yi gördü.

Yıllardan beri aynı hikaye anlatılır durur; gıda fiyatlarının artmasına neden olan aracılar denir. Tarlada domates iki lira iken, şehirde markette 6 liradan domates yenir. Üretici maliyetleri karşılamadığı için domatesleri, protesto amacıyla karayoluna döker. Benzer protestoları  diğer sebze ve meyve üreticileri de yaparlar. Sütün de yollara döküldüğü çok olur. Vatandaşın temel besin maddelerine ulaşımı güçleştiren bu pahalılık nasıl önlenir? Ülkemizde üretimden kopuk bir tefeci-bezirgan sınıfı tarihi olarak, hep üretici üzerinden kazanç sağlayan sınıf olmuştur. Üreticinin mahsulüne daha tarlada iken el koyan bu sınıf, bir yanda da tefecilik yaparak para üstüne para koyar. Memleketimizde iktidarların geniş halk kesimlerini içinde barındıran üreticilerin, yanında yer alması gerekirken, aracılar hep korunup kollanmıştır. Üreticileri bir araya getiren kooperatifler ülkemizde çok az uygulama alanı ve dönemi  bulmuştur. Esas  olarak 1970-1980 arası üretici köylü kooperatifleri bu alanda görünür. En büyük köylü üretici kooperatifleri birliği olan KÖY-KOOP 12 Eylülcüler tarafından 1980’de kapatılır.  Tüketiciler de örgütlü değildir. Tüketici kooperatifleri yoktur. Tüketici dernekleri sınırlı bir mücadele vermektedirler. Ülkemizdeki perakende sektörü dediğimiz , marketler sektöründe yabancı parababaları egemen durumdadır. Bu alanda ciddi bir tekelleşme vardır. AKP hükümetleri döneminde bu tekelleşme daha da hızlanmıştır.  Son 30 yıldır ülkemizde adım adım tarımsal destekler ortadan kalkmıştır. Tarım ürünlerine taban fiyat politikasının terk edilmesi, üreticilerin ürünlerini yalnızca tüccarlara satmak zorunda kalması kırsal alandaki, tarımsal faaliyeti bitme noktasına getirmiştir. Ülkemizde ekilen tarlalar giderek azalmaktadır. Bu koşulların bir yansıması olarak sebze ve meyve üretimi de zora girmiştir.

Sonuç olarak domates, biber ve patlıcan fiyatlarının artışı, pahalılık uzun yıllardır üreticilerin desteklenmesinin olmamasının doğal sonucudur. Marketler ve pazarlar arasındaki sebze fiyatlarındaki farklılıklar bir anlam ifade etmemektedir. Vatandaş olarak, gerçeği görmek zorundayız. Bu tarım politikaları sonucunda bu fiyatlar daha da artabilir.

232 Defa Okundu.
[pro_ad_display_adzone id=172609]