DEMOKRASİ PAKETİ!

Akın BİRDAL” Yazdı..

Paket açıldı, açılıyor derken sonunda açıldı.

Kimileri için hayal kırıklığı yaratırken kimileri için de sürpriz olmadı.

Ancak, pakette bugün için, birlikte yaşama ve gelecek vaadi yok. Çünkü paket gerçekler ve olgular üzerine değil aldatıcı hesaplar üzerine kurulmuş. Oysa, beklenilen değil de olması gereken neydi? Süreçle ilişkilendirilerek Kürt sorununun çözümünün önünü açan bir yol haritası konulmasıydı. Neyin ne zaman yapılması planlanmış olacak, herkes önünü görecek, bir heyecan bir umut yaratacaktı.

Yine olmadı.

Kürt sorununun çözümüne ilişkin düzenlemelerin Rojava devriminin kabulü ve Rojava’yı destekleme anlamına gelecekti ki, kısa sürede bu Kürtlere yeni bir statü tanınmasının önünü açacak ve yeni bir perspektif sunacaktı.

TMY ve TCY’deki değişiklikler olabilseydi, içerdeki binlerce Kürt ve muhalif siyasetçinin serbest kalmasının önü açılacaktı ki, bu da iki nedenle mümkün görülmedi. Birincisi, dışarı çıkacak olanların yerel seçim öncesi dönüşleri güçlü bir dinamizm ve kabarış yaratacaktı. İkincisi de, izlenen neo liberal politikaların sonucu gelecek aylarda ekonomi daha da zora girecekti. Bu da, Türkiye’de hak ve özgürlükler için direnecek emekçilerin direnişini ve isyanını bastırabilmek için adı geçen yasaları daha çok işletme ihtiyacını ortaya çıkaracaktı.

Şimdi,ikinci bir paketin hazırlanacağı, pakette öngörülen düzenlemelere ilişkin mecliste komisyonlara getirileceği ve komisyonlarda istenilen değişikliklerin yapılabileceği, beklentilerin de yerel seçimlerden sonra karşılanacağı söyleniyor. Görüldüğü gibi yerel seçimlere endeksli bir tutum sergileniyor. Bu da çözüm değil tam bir çözümsüzlüktür.

Öte yandan, 154’ü ağır olmak üzere 526 hasta mahkûmun serbest bırakılması ve acil tedavisi gerekiyor. Hasta mahkûmların tahliyesi için Adli Tıp Kurumu’nun onayı gerekiyorken, şimdi emniyetin de onayı isteniyor. Tam bir paradoks.

İnsan hakları kuruluşları, tutuklu hükümlü yakınları hasta mahkûmların çaresizliğini duyurabilmek için hemen her gün bir dizi etkinlik yapıyorlar. Ama ne duyan ver ne de gören.

Demokrasilerde muhalefetin, sivil toplum örgütlerinin ne dediği ne düşündüğü önemlidir, uyarıcıdır, yol göstericidir. İşte sorun zaten burada. İstenilen Kürtler, emekçileri kadınlar, gençler, farklı inanç ve kültürler bir itirazda bulunmasınlar. Oysa, demokrasi, barış, insan hakları adaletin öznesi herkestir ve bu durum herkese ve ülkelere göre değişemez.

İstenilen ve olması gereken, yaşanılanlardan doğru bir sonuç çıkarabilmek ve acılara son verebilmektir.

Yoksa,‘ben yaptım oldu’nun Türkiye’yi bir çıkmaz sokağa sürüklediğini görmek gerekir.

Ne var ki, Gezi direnişi, iktidarın ruh halini bozmuş ve muhalefetin ne dediğine tamamen kulak tıkamıştır.

Ama her ne olursa olsun, insanın ve umudun olduğu yerde seçeneksiz kalınmayacağı bilinmektedir.

Bunun ilk yanıtı da yerel seçimlerde verilebilecek görülmektedir. Çünkü Türkiye’nin ezilen emekçi halklarının mücadele birikimi ve direnişi, halkları umutlu kılmanın temel güvencesidir.

93 Defa Okundu.