DARBECİ GENERALİN ÖLÜMÜ

Akın BİRDAL” Yazdı..

a2

12 Eylül darbesi haberli geldi. Darbe geliyorum dedi. Postalların ayak sesleri hepimizin kapısının önünde duyulur olmuştu.

Pentagon vizeli ve uluslararası finans kurumlarının planladığı darbe uygulamaya konulmuştu bir kere. Her gün alçakça suikastlar düzenleniyor, aydınlar, bilim insanları, işçi-köylü önderleri katlediliyordu. Maraş ile bu katliamlar kitleselleşti. Adım adım ve kendini göstere göstere 12 Eylül 1980’e gelindi.

Darbeyi önleyemedik.

Ankara’da, emperyalizme, faşizme ve şovenizme karşı oluşturulan mücadele platformu temsilcilerinin, iki kez İstanbul’a DİSK Genel Merkezi’ne giderek, DİSK’in öncülüğünde bir direniş oluşturma çabaları karşılıksız kaldı. Sonunda kanlı darbe, siyasi ve toplumsal yaşama el koydu.

Faşist darbenin kanlı bilançosu, darbe sonrası ilk örgütlü yapı olan İHD’ce açıklandı.

12 Eylül faşist darbesinin getirdiği anayasal ve yasal düzen günümüze dek taşındı. Eğer ırkçılığa, ayrımcılığa, militarizme ve otoriteye karşı esneme oluşturulmuş ve tabular konuşuluyor ise, bu yine ezilen emekçi halkların yılmaz mücadelesinin ve ödediği bedellerin sonucudur.

Darbeci generallerin başı diktatörün ölümü, bize yeniden idamları, işkenceleri, zindanları, sürgünleri ve insanlığa karşı işlenmiş tüm suç ve kötülükleri ve kısacası bugünü hatırlattı.

Dün ile bugünün farkı ne? Biri üniformalı, biri üniformasız.

Bugün de 12 Eylül rejimi, zihniyetiyle ve de bütün kurumlarıyla sürüyor. Halkların hakları, özlemleri bir hayal olarak günümüzde de güncelliğini ve yakıcılığını koruyor. Öldürümler, işkenceler, cinayetler, nefret suçları sistematik olarak sürüyor. Cumartesi Anneleri’nin evlatlarını, yakınlarını, adalet arayışları sürüyor. Toplum üzerinde 12 Eylül’de gerilen karanlık örtü ile gerçekler gizlenip korku sürdürülmek isteniyor.

Darbecinin ölümünden teselli çıkarmamak gerekir. Ne darbecilerden hesap sorulabildi, ne yüzleşilebildi. En önemlisi de, hepimizin yaşamını doğrudan ilgilendiren darbeci otoriter rejimin değiştirilememiş olmasıdır.

Darbeci generalin ölümünün önemi, şimdi bize vereceği mesajdır. Darbeci general için kimin ne dediği ve ne yapacağıdır; insanlığa karşı bu denli suç işlemiş faşist bir diktatörün törenine kimin katılacağı ve tabutuna kimin el vereceğidir; darbelere kimin karşı olduğu ve olacağının bir kez daha görüleceğidir. Yoksa silahlara ve ordulara sığınanların ne denli korkak olduklarına bu toplum çok tanıklık etmiştir.

İdamlara imza atarken eli titremeyenlerin, 105 yaşındaki Berfo Ana’nın karşısına çıkamadıklarına, koruma orduları ile halkın arasına giremeyip, halkçı olduğunu sananlara, gideceği kente, sıkıyönetim ilan edenlere, yurtiçi ve yurtdışı gezilerinde aşçısını-başçısını yanında taşıyanlara çok tanık olmuştur. Ve yine tanık olmaktadır ki, diktatör heveslileri iktidar uğruna neler yapmaktadır.

Evet, darbeci diktatör general öldü. Ama hepimize borçlu gitti. Çünkü çoğumuzun yaşamını, gençliğini, işini, ekmeğini ve de çocuklarımızın çocukluğunu çalarak gitti. En önemlisi de halkların ve bu ülkenin geleceğini çalıp gitmekle kalmadı, giderken de mirasçılarına bıraktı.

İşte, kurulacak Yeni Yaşam’ın ve yeni bir başlangıcın önemi burada. Tarih ve yaşam bir fırsat daha sunuyor bize. Baharın rengini, haziran güneşinin sıcaklığını insanca ve özgürce duyumsamak için. Haydi!

Daha önce çalıp kaçanları tutamadık ama, mirasçılarını kaçırmamak bizim elimizde.

 

 

 

280 Defa Okundu.