“Burada Kibrit Satılmaz Büfesi” Kitapçı Oluyor

Fevzi GÜNENÇ” Yazdı..

 

 

Babamın ufku genişti. Dükkanın çeşitlerini artırmayı kafaya koymuştu. Büfeyi bana emanet edip kendisi İstanbul’a gitti.

Büfemizin bitişiği Nakıp Ali Amcanın Asri Sinemasıydı. Sinema ile büfemiz arasında küçük bir pencere vardı. Sinemadakiler bu pencerenin önüne gelir, ya sigara ya çerez alırdı.

İş olmadığı saatlerde de ben gözümü o minik pencereden sinemanın perdesine diker, oynamakta olan filmi izlerdim. Sinemanın demirbaş filmleri vardı. Bunlar Tarzan, Dev Adam ya da kovboy filmleriydi.

Aynı filmi on kez izlememe karşın yine de bıkmazdım.

Yaz gelince Asri sinema terasa taşınırdı. Sinemanın üstü de, Ali amcanın yazlık sinemasıydı. Babamın İstanbul’a gittiği günlerin gecelerinden biriydi. Yazlık sinemada Lüks Hayat filmi oynamaya başlamıştı.

Bu filmi izlemeyi çok istiyordum. Ne var ki dükkânı kapatıp izleyemiyordum. Filmin son günü olduğu ilan edildiğinde artık dükkan filan görünmez oldu gözüme.

Ortalığı toparladım, Kapıyı kilitledim. Sinemaya geçtim. Şunun şurasında komşuyduk. Benden de para alacak değillerdi ya. Almadılar.

Yazlığa eni beş metreyi aşan ahşap merdivenlerle çıkılıyordu. Çıktım. Gözüme kestirdiğim bir yere kurulup filmin oynamaya başlamasını beklemeye koyuldum.

Lüküs Hayat’ı “Lüküs Hayat” yapan zamanı en ünlü tiyatro oyuncularıydı. Müziği Cemal Reşit ve Ekrem Reşit Rey kardeşler tarafından bestelenmişti.

Ya sözlerini kim yazmıştı dersiniz? Uzun yıllar bilemedim, bilseydim her halde daha çok severdim. Evet, Lüks Hayat şarkısının güftesi Nazım Hikmet’e aitti.

Oyuncuları başta utulmaz büyük aktör Settar Körmükçü olmak üzere Halide Pişkin, Adile Naşit, Rasih Ertuğ, Sezer Sezin ve daha kimler kimler…

Çok büyük keyifler duyarak izlemiştim Lüküs Hayat’ı. Yeşil Çam, sonraki yıllarda bundan daha büyük bir yaptı mı bilemeyeceğim. Kim bilir, Belki Necati Cumalının yazdığı Susuz Yaz, Fakir Baykurt’un yazdığı Yılanların Öcü, Yılmaz Güney Filmleri?…

Susuz Yaz’ın özel bir anısı var bende. Annem pek sinema meraklısı değildi ama nereden duyduysa “Siziz Yaz”ın çok acıklı bir film olduğunu öğenmiş. Tutturdu “Beni bu filme götür,” diye. Biricik annemi kıracak mıydım?

Annem hazırlığını yaptı. Hazırlığı dediğim de bir dest mendili, çantasını tıkıştırmak. Haksız değilmiş canım Zeliş’im, çantasındaki bütün mendilleri ıslattı film boyunca. Hiçbir film gözlerim dolukmaktan öteye geçmeyen benim bile göz pınarlarımda gözyaşları birikti de, mendilim olmadığı için, o gözyaşlarımı ancak elimin tersiye silebildim.

Babam İstanbul’dan bir hafta sonra döndü. He de bir kamyon dolusu kitapla… Artık nereden öğrendiyse, kapısına kilit asan yayınevlerinin kiloyla sattıkları bir çok kitabı yüklenip getirmiş.

Kitapların arasında o kadar iyileri de var ki, şaşarsınız. Dünya klasikleri, Nobel almış yazarların yapıtları, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kerime Nadir, Esat Mahmut Karakurt, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar…

Eh, her birinden en az ellişer tane olan bu kitaplardan bir tanesi de benim hakım olabilirdi artık. Akşam eve giderken seçtiğim kitapları götürüyordum. Kitaplığın giderek varsıllaşıyordu.

Ne var ki, sabahleyin kalkıp baktığımda, akşam getirdiğim kitaplarımın yerinde yeller estiğini görüyordum. Anneme kitaplarımı sorduğumda aldığım yanıt, “Bana onarı geri dükkâna götürdü,” oluyordu.

Sanırım Gaziantep’in

İlk kiralık kitapçısı da biz olduk. Babam her kitaptan birer tanesini ciltçiye verip ciltlettiriyordu. Dükkânın görünür yerine de şöyle bir yazı yazıp asmıştık:

KİRALIK KİTAP VERİLİR. GÜNLÜĞÜ BEŞ KURUŞ.

Babam bir taşla iki kuş vurmayı sever. Hem kitapların ciltlenmesini ucuza mal etmek hem de benim bir sanat sahibi olmamı sağlamak için, beni kitaplarımızı ciltlettirdiğimiz koşumuz Süleyman Yeşilova amcanın yanına çırak koydu.

Bir süre sonra buradan geri alındım. Çünkü kitapları ciltlerken onları okumaya dalıyordum. Böylece verim’i azaltıyordum.

Babamın yeni hedefi Gazeteler Genel Bayisi olmaktı Oldu da… Bunu da sonraki yazımızda anlatalım.

 

2.011 Defa Okundu.
[pro_ad_display_adzone id=172609]