Annesizlerde Anne Neydi?

Betül ERİKÇİ” Yazdı..

 

 

Atamızın annesi, annemiz Zübeyde hanımı rahmetle, sevgiyle ve özlemle anarak yazıma başlamak istiyorum.

Geçmişten bugüne kadar uzanan anneler gününün tarihçesine bakarsak kutlandığı dönemler 1600’lü yıllara dayanmaktadır, antik Yunanlarda tanrıların anası Rhea onuruna düzenlenen bahar kutlamalarına dayandırılabilir. Diğer ülkelerde resmi tatil ilan edildiği, anneler pastasının yapıldığı, barış günü ilan edildiği, kilise ana günü olarak atfedildiği ve farklı tarihlerde kutlandığı da söylenebilir. Ülkemizde ise mayıs ayının ikinci pazarında kutlanmaktadır.

Kültürümüzde aile kavramı temel yapı taşlarından birisidir. Ailede ki rolü ile büyük önem taşıyan anneler çocuklarını hayata hazırlayan, gelecek nesillerin zeminini oluşturmakta yükümlü en değerli varlıklarımızdır.

Anne denince akan sular duruyor öyle değil mi. En güzel yemeği sadece o yapar, en şefkatlisi, en merhametlisi, en vicdanlısı, seni en iyi anlayan,  en çok şımardığın, en çok nazını çeken, sana hiç kıyamayan dokuz ay karnında ömür boyu kucağında gözünde hiç büyümeyen bir çocuk olarak görür ANA. En’lerin hepsi annelere aittir.

Ya anne hasretiyle yanıp tutuşanlar. Doldurulamayan boşluk. Hep ıslak bir yastık. Başı hiç okşanmamış şefkat yoksunu çocuklar hatta yetişkinler. Anne elinden sıcak bir çorba içmemiş. Bayram sabahındaki heyecanı yok olmuş öpülecek elin eksikliği. Kep atma töreninde sarılacak sıcak bir kucağın olmaması.  Gece yarısı hastanelik olduğunda komşu Döne teyzeden yardım dilenmek. İşten bitkin vaziyette gelip kirli çamaşırları sabahtan kalmış bulaşıkları küfrederek yıkamak. Dile kolay ama yaşaması can yakıcı duygu durumları. Yerli malı haftasında arkadaşları çeşit çeşit yemekler getirirken onun pastaneden poğaça alması kadar acı bir tat yok sanırım yeryüzünde. Anne yokluğunu anlatmakla bitiremeyeceğimin farkındayım.

En acısı da yetiştirilme yurtlarına bırakılan çocuklar, yüz üstü evladını terk eden kadınlar anne gibi kutsal bir kelimeyi hak etmeyenler. Pedagogların da belirttiği gibi 0-5 yaş aralığında ki bebek ve çocukların belli başlı dil, kavram, sosyal, duygusal gelişimlerinin bu yaşta milatlarının gerçekleştiğini söyleniyor. Annesi ebeveynleri olmadan büyüyen çocukların hayatları bakın nasıl bir ilerleme kaydediliyor ben size anlatayım ülkemizde ki bakım evlerin de çalışan personeller, eğiticiler öğreticiler şiddet, cinsel istismar, aç bırakma ve daha fazlası kendince bozuk psikolojileriyle savunmasız çocukları cezalandırma yöntemleri seçerek büyütmeyi tercih ediyorlar. Adı üstünde kimsesiz çocukları savunan hakkını arayan kimseleri olmadığı için; kaçarak daha güzel bir hayatları olacaklarını düşünüyorlar. İstenilen hayatı bulma umuduyla kaçan gençler daha büyük çıkmazlara girdiklerinden habersizler. Lakiiin Türkiye’de yaşadığımız için yasalar, kanun kaideler, çocuk hakları alenen suiistimal edildiği için endişelerim giderek artıyor. Sonra da dışarıda hırsızı uğursuzu fellik fellik polisimiz askerimiz arasın dursun. Bunları yıllar yıllar evvelinde bu hayata itekleyen devlet korumalı yurtlar, sığınma evleri, çocuk esirgeme kurumları, oysa onlar bir zamanalar masum çocuklardı. Elbette bu kurumda yetişip de devletine milletine vatanına faydalı insanlar vardır onları tenzih ediyorum.

Yetiştirilme yurtlarında büyüyen anne babasız insanların daha özenli ve daha titizlikle yetiştirilmesi, çalıştırılacak personellerin itinayla seçilmesi şart.

Halının altına süpürülen pisliklerin bu sene son bulması için TAMAM.

Hayattaysa eğer annelerimiz kıymetini bilelim. Hayattaki ışığım Nejla hanım (annem) olmak üzere tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum.

 

 

 

 

462 Defa Okundu.