ABD/AB/NATO, ‘’FETÖ’’

CAHİT BİNGÖL” Yazdı..

 

15 Temmuz 2016 akşamı savaş uçakları ve tanklar eşliğinde bir darbe girişimine tanık olduk. O günden bu dakikaya kadar da aşağı yukarı her yurttaş yaşananların gizemini çözmeye çalışıyor. Ana akım medya ve çıkardıkları uzmanlar her zamanki gibi konuyu bir aksiyon filmi yüzeyselliğinde ele almayı tercih ediyor. İktidar ise yaşananların dış siyaset ile ilgisinin farkında fakat açık konuşamıyorlar.

Darbe girişiminden birkaç gün önce Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye tehditvari açıklamalar gelmişti. “Rusya ve İran’a yakınlaşma sürerse, Suriye’de muhaliflere destek kesilirse Türkiye bunun bedelini öder” minvalinde bir açıklamaydı bu. Suud Ailesi’ne ait gazetelerde darbe girişiminin başladığı anların memnuniyetle karşılandığı da kaydediliyor.

Bazı uluslararası analizlerde İhvan tehlikesine karşı Mısır’ın da bu darbenin teşvikçileri arasında olabileceği belirtiliyor.

Hemen herkes bu darbe girişiminden batıyı sorumlu tutarak dış siyaset hatalarını görmezden geliyor. Hatta çoğu Suudi Arabistan’ın bu işteki rolünü görmezden geliyor. Yıllardır körfez ülkelerinden Türkiye’ye giren kayıt dışı paranın bir biçimde bedelini ödüyor Türkiye.

NATO’nun bu darbe girişimine ‘seyreyle gümbürtüyü ve istekle’ yaklaştığı da sır değil. ABD ve AB basınına göz atarsanız, kendileri de bunu saklamıyor. ABD ve AB’nin Suriye ve Irak politikaları kıyasıya eleştiriliyor, bu devam da edecek. Peki batıda Türkiye ile ilgili hakim görüş haline gelen IŞİD destekçiliği, sınırları bilerek gevşek tutarak teröristlerin batıya geçişine izin verme, batıyı mülteciler ile tehdit etme gibi olgular gerçek değil mi?

Darbe girişimi dedim, henüz FETÖ Cemaati’nden hiç bahsetmedim. Çünkü Gülen Cemaati sadece bir taşeron. Devlete sızmalarındaki kolaylığı sağlayanlar 1980 sonrasından bugüne kadar gelen siyasetçiler. Hepsi Gülen Cemaati’nin ne amaçla devlete yerleştirildiğini biliyordu, oy hesabı ve batı ile çıkar çatışmasına girmemek için ses çıkarmadılar.

Erdoğan, Reuters’a verdiği röportajda “1999 yılından itibaren Gülen Cemaati’nden şüphe duymaya başlamıştım” dedi. Aslında işin doğrusu FETÖ’den İlk şüphe duyan Necmettin Erbakan’dı.

Bu yüzden ABD/AB/NATO, ‘’FETÖ’’ ile çalışırken sorun çıkarmayacak yeni bir figürü vitrine çıkarmaya ihtiyaç duydu; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan.

Diyelim ki Cumhurbaşkanının geçmişte FETÖ’ye verdiği desteği şimdilik bir kenara bırakıp ve bugün içinde bulunduğumuz bu durumdan nasıl çıkacağımıza odaklanalım..

Bazı basit sorular sorayım;

Bütün denge/denetleme mekanizmalarının çalışmaz hale getirildiği ( yargı, meclis, medya vb.) bir ülke darbelere açık hale getirilmedi mi?

FETÖ, kalkıştığı bu girişim ile yüzlerce insanın ölümüne ve büyük bir travmaya sebep oldu. FETÖ yıllarca medya, emniyet, yargı vb. sızmalarını organize etmiş, son düzlükte AKP’ye geçmiş isimler, mahkemelerce soruşturulacak mı? En fazla AKP de olduğunu bildiğimiz tüm siyasi partilere sızmış etkili yerlerdeki FETÖ’cüler ne olacak..

Bütün devlet kadrolarının çeşitli tarikat ve cemaatler arasında paylaştırıldığı, liyakat ile alakası olmayan bir yapılanma, devlet olarak ciddiye alınabilir mi?

Türkiye’nin yaşanılabilir bir ülke haline gelmesi için yapılacak iki hamle vardır ve ikisi de çok nettir; cemaat ve tarikat yapılanmaları kamusal alanın dışına çıkarılacak. Devlet kadroları liyakata göre belirlenecek, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü tesis edilecek, meclisin doğru düzgün çalışması sağlanacak.

“Güzel söylüyorsun da, bunlar nasıl olacak?” diye soruyorsanız, fazla uzatmadan sadece bir tanesi için örnek vereyim; basın özgürlüğü konusunda adım atılacaksa; siyasi iktidarın dağıttığı ihalelerden beslenmeyen, mali yapısı şeffaf bir medya. İfade özgürlüğü yerine nefret suçlarını cezalandıran bir yargı denklemine ihtiyaç var. Bunun için de görüldüğü üzere siyasi iktidarın elini hem yargı hem de medyadan çekmesi gerekiyor.

 

 

14.568 Defa Okundu.