2010-2011 Eğitim Öğretim’de durum  (1)

Ali Ersönmez” Yazdı..

 

2010-2011 eğitim-öğretim yılının ilk yarısının sonu itibariyle Türkiye’de eğitim sisteminin artık kronikleşen sorunları bütün ağırlığıyla varlığını sürdürmektedir. Eğitimin temel bir insan hakkı olması, kamusal finansman yoluyla bütün yurttaşlara eşit ve parasız olarak sunulması gerekirken, önceki hükümetlerin izinden giden AKP Hükümeti döneminde, eğitim hakkı aynı zamanda bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılarak piyasa ilişkileri içine çekilmiş ve ticarileştirilmiştir.

8 Yıllık AKP iktidarının piyasacı ve özelleştirmeci politikaları, eğitimi ve eğitim sistemini içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemiştir. AKP bu süreci bir taraftan yoğun siyasi kadrolaşma çabalarıyla yürütürken, diğer yandan demokratik, laik, bilimsel ve anadilinde eğitim talepleri görmezden gelinmiş, bu yöndeki talepler yok sayılmıştır.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi, içinde bulunduğumuz eğitim-öğretim yılı içinde de eğitimde sınıfsal, etnik, cinsel, dinsel ve diğer her türlü ayrımcılık konularında ciddi, somut adımlar atılmamıştır.

Türkiye eğitim sisteminin yıllar içerisinde artarak büyüyen temel sorunları ve geçtiğimiz dönemde AKP hükümetinin eğitim alanındaki icraatları, 2010-2011 eğitim öğretim yılının ilk yarısında da devam etmiştir.

Gaziantep’te Eğitimde yaşanan sorunları ana başlıklar altında sıralayacak olursak;

İlköğretimde Ortaöğretimde ise okullaşma oranı düşük düzeyindedir. Ortaöğretimde, özellikle mesleki ve teknik ortaöğretimde okullaşma oranı yetersizdir.

Gaziantep’teki  okulların çoğunda ikili öğretim yapılmakta, sınıf mevcutları geçmişe göre azalmakla birlikte hala kalabalık sınıflarda eğitim-öğretim yapılmaya çalışılmaktadır. Kalabalık sınıflarda eğitim hem öğretmenler hem de öğrenciler açısından önemli bir sorun olmayı sürdürmektedir. İlköğretimde öğrencilerin OECD ortalaması olan 22 kişilik sınıflarda sağlıklı bir biçimde tekli eğitim görebilmektedirler.

Gaziantep’te, Eksik  Öğretmenle Eğitim Ve Öğretime Devam Edilmektedir

Okulların fiziki yapı ve donanım açısından yaşadığı eksiklikler sağlıklı bir eğitim hizmetinin verilmesini güçleştirmektedir. Okulların büyük bölümünde araç-gereç, kütüphane, altyapı donatım yetersizlikleri hala giderilememiştir.

Eğitimde eşitsizlik ve adaletsizliğin en önemli göstergelerinden birisi olarak ilimizde eğitimde eşitsizlik devam etmektedir. Ekonomik imkânların kısıtlılığı, çocukların ve gençlerin okula devamını engelleyen en önemli faktörlerle birlikte yoksulların yaşadığı mahallelerde öğretmen ve derslik açığı daha da fazladır.

Milli Eğitim Bakanlığı, resim, müzik ve beden eğitimi branşlarında ders saatlerini azaltarak, bu alanlardaki öğretmen ihtiyacını azaltarak daha az sayıda öğretmen çalıştırarak kendince “tasarruf” yapmaktadır.

2000 yılından bu yana her üç yılda bir 15 yaşındaki öğrencileri değerlendiren PISA testinde Türkiye 2000 yılından bu yana son 3 içinde yer alma “geleneğini” sürdürmüştür.

Okulların en temel ihtiyaçları için bile yeterli ödenek ayrılmamakta, eğitim harcamalarının önemli bir bölümü velilerden toplanan paralarla giderilmeye çalışılmaktadır.2002 yılında bir veli çocuğu için yılda 720 TL eğitim harcaması yapıyorken, bu rakam 2010–2011 eğitim öğretim yılında 3 bin 131 TL’ye çıkmıştır.

Ders kitaplarının içeriği hala bilimsellikten uzak, ırkçı-gerici ve cinsiyetçi öğelerle doludur.

AİHM kararlarına rağmen zorunlu din dersi uygulamasında ısrar edilmekte, başta Aleviler olmak üzere başka inançtan olan ya da herhangi bir inanışı olmayan ailelerin çocuklarına yönelik ayrımcı uygulamalar sürmektedir.

Evrensel nitelikli temel bir insan hakkı ve eğitim biliminin öncelikli ilkeleri arasında yer alan anadilinde eğitim konusunda herhangi bir somut adım atılmamış olması düşündürücüdür.

Dershaneler yıllar içinde, aksi yöndeki tüm iddialara rağmen kamu okullarına alternatif haline getirilmiştir.

Eğitimde “ticarileştirme” ve “özelleştirme” uygulamaları bütün hızıyla sürmekte,

Okullarda şiddetin önüne geçilmesi ve güvenliğin sağlanması iddiasıyla “okul polisliği” uygulaması çerçevesinde, okulda şiddeti bir dizi ekonomik ve sosyo-kültürel önlemle üstüne gidilebilecek bir olgu görmekten çok salt asayiş sorunu ya da adli bir sorun olarak gören çarpık bir zihniyetin ürünüdür.

222 Defa Okundu.