1915 ERMENİ SOYKIRIMI

Akın BİRDAL” Yazdı..

a2

24 Nisan Ermeni Soykırımının 100. yılı.

Bu yıldönümünün anlamı herkesçe biliniyordu. Ve de herkes hazırlığını ona göre yapmaktaydı.

100. yıl Türkiye Cumhuriyeti Devleti için katledilen Ermenileri anmak, yüzleşmek için önemli bir fırsat olabilirdi. Özür dileyerek başlayıp, eşit yurttaşlık temelinde bir anayasal düzeni vaat edebilirdi. Soykırımda rol almış olanların adlarını bulvarlardan, caddelerden, okullardan ve nerelere verilmişse silip kaldırabilirdi. Düzmece ya da katliamı kendilerince yorumlayan belgelerle değil, gerçeğe ulaşılabilecek bir arşiv açılımı sağlanabilirdi. Yine olmadı, yine retçi, inkarcı, ayrımcı, ırkçı İttihat-Terakki’nin ruhu dirildi.

Ermeni Soykırımına ilişkin hazırlanmış gizli raporların birinde, ABD Büyükelçisi Morgenthau’nun 9 Temmuz 1915 tarihinde Talat Paşa ile yaptığı bir görüşmede, “Talat bana meseleyi son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi. Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde, kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi. Başka bir deyişle umurlarında bile değildi…”

Avrupa Parlamentosu’nda 15 Nisan günlü oturumda, Ermeni Soykırımının 100. Yılı nedeniyle bir karar oylandı! Bu karar tasarısına göre, iki önemli çağrı yapıldı. Birincisi, Türkiye’yi Ermeni Soykırımını tanımaya, ikincisi de Avrupa Birliği ülkelerinin soykırımı gündemlerine almaları istendi.

AP’nun kararı üzerine başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, TBMM Başkanı, Başbakan ve yardımcılarının tepkisi, 100 yıl önce Talat’ın tutumundan farklı olmadı. Mecliste bulunan partilerden HDP’nin dışındaki üçü ortak bir metinle de kararı protesto ettiler. Avrupa Parlamentosu’nun kararının bu şekilde çıkacağı bekleniyordu. Bunu engellemek için birçok milletvekili ve hükümet üyesi, günlerce Brüksel’de kulis yaptılar, ama yetmedi. Şimdi de bakanlar düzeyinde bir heyetle hummalı bir biçimde Washington’da çalışıyorlar. Nedeni, her 24 Nisan’da adını koymadan, bir “büyük felaket” olarak açıklayan ABD Başkanı Obama’nın 100. Yıl nedeniyle, soykırım diye adlandırmasını engellemek.

ABD’nin ve Batı’nın bugüne değin yaklaşımlarının Türkiye’nin jeo-stratejik önemine ve bölgesel çıkarlarına bağlı olduğu biliniyor. Bilinen başka bir şey de müttefikleri Türkiye’ye biçilmiş rolü artık yerine getiremeyecek olmasıdır. Görüldüğü gibi Türkiye’nin Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden başka dostu kalmamış ve Batı dünyasından da hızla uzaklaşarak yalnızlığa sürüklenmektedir. O nedenle 100. yılın uluslararası topluluk açısından da bu bağlamda değerlendirilmesi kaçınılmaz olacaktır.

Avrupa Parlamentosu’nun kararını umursamaz görünmenin, ciddiye alınmayacağını söylemenin ve yok hükmünde sayılmasının gerçekte bir karşılığı yoktur. Gösterilen hezeyanın nedeni de budur. Bu kararın ekonomik, siyasal ve de hukuksal sonuçları görülecektir.

Birleşmiş Milletlerce 1948 yılında kabul edilip 1951’de yürürlüğe giren Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile, sözleşmeye taraf olan ülkeler, soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmakla yükümlüdürler. Sözleşmeyi şu ana dek onaylayan ülke sayısı 140’tır. Henüz 41 ülke imzalamamıştır. Türkiye sözleşmeyi parafe eden ülkeler arasında ancak 1915 Ermeni kıyımını, soykırım olarak tanımayı reddediyor.

Oysa Ermeni Soykırımın tanıyan ülkelerin sayısı 23 olup AP’nun bu kararından sonra sayının hızla artması beklenecektir.

Ermeni Soykırımı’nın kabulü sadece bir vicdan işi değil, bir de hukuksal yanı vardır. Zaten halkların Ruanda’da, Bosna’da; Afrika’da vd. yerlerdeki kıyımları ve suçları yargılayan bir mahkeme var. Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakmaktadır. Türkiye UCM’nin statüsünü kabul etmeyip yargı yetkisini tanımayan birkaç devletten biri. 139 devletin imzaladığı, 122 devletin taraf olduğu Roma Statüsü ile kurulan UCM’nin dışında kalmış olmak bile UCM kapsamına giren suçların işlenmiş olduğunun bir kanıtı değil midir?

100 yıl önce bu topraklarda 1,5-2 milyon Ermeni yaşarken, günümüzdeki sayıları 60 bindir. Ermenistan’dan çalışmaya gelen 40 bin emekçi ile sayılarının 100 bine ulaştığını ve gerekirse sınır dışı edilebileceği tehdidi, insanlık ailesi adına büyük bir utanç değilse nedir?

İnsanlığın ortak kazanımları ve hukuksal belgelere bağlanmış değerleri, yine insanlığın ortak gözetiminde ve koruması altındadır ya da öyle olmalıdır. Hiç kimse kalkıp da bu değerlerin korunması yolunda alınan kararları Türk ve İslam düşmanlığına ve içişlerine karışmaya bağlayamaz. Bağlasa da “yok hükmündedir”.

Evet, hayat ve gerçek bize bir kez daha öğretti ki halkların eşit ve özgür yaşayacağı bir ortak vatan özlemine dünü, bugünü ve geleceği ile yüzleşmekten korkmayacak demokratik bir iktidarla kavuşulacaktır. Ancak o güne değin Ermeni Soykırımı, bir hüznün ve acının yumağı olarak önümüzde duracaktır.  Ermenilerin ve insanlığın acısını ve isyanını durduruncaya dek, o zamana değin de, bu yıl ve gelecek yıllar herkesin yapabileceği bir şey olmalıdır.

 

 

192 Defa Okundu.